Türk Sigortacılık Sektörünün Son 25 Yılı

 

Bu 25 yılda kişi başına milli gelir 1.774 dolarlık seviyesinden 10 bin doları aşan bir seviyeye ulaşmıştır. Uzun yıllar boyunca istikrarsızlığa neden olan kronik enflasyon sorunu çözülerek enflasyon tek haneye inmiştir. Borç stokunun milli gelire oranında da önemli iyileşmeler sağlanmış, 2000'li yılların ikinci yarısına gelindiğinde borç sürdürülebilirliği bir sorun olmaktan çıkmıştır.

Aynı dönemde sigortacılık sektörü de prim üretimi, özkaynaklar, aktif büyüklüğü, prim/GSYİH ve kişi başına prim göstergeleri açısından önemli gelişme kaydetmiştir.

1985 yılında 250 milyon dolar olan prim üretimi 2010 yılında 9,4 milyar dolara ulaşmıştır. Bu rakam, prim/GSYİH oranının yüzde 0,37'den yüzde 1,28'e yükseldiğini göstermektedir. Kişi başına prim ise 5 dolardan 128 dolara ulaşmıştır. Sektörün aktif büyüklüğü 375 milyon dolardan 23,4 milyar dolara, özkaynakları ise 38 milyon dolardan 4,8 milyar dolara yükselmiştir.

Sigortacılık sektörü ile ilgili bir diğer önemli gelişme ise 1 Mayıs 1990 tarihinden itibaren kaza sigortaları (zorunlu sigortalar hariç), mühendislik sigortaları ile zirai sigortalarda; 1 Ekim 1990 tarihinden itibaren de yangın ve nakliyat sigortalarında serbest tarife sistemine geçilmesidir. Bu suretle, sigorta sektöründe rekabetçi bir ortam içinde verimliliğin sağlanması, sigortacılığın yaygınlaştırılması ve sigortacılık sektöründe toplanan fonların ülke kalkınmasında daha etkin olarak kullanılması sağlanmaya çalışılmıştır.

1994 krizi ülke ekonomisinde neden olduğu daralmadan daha yüksek oranda sigorta sektöründe daralmaya yol açmıştır. Sektör 1994 yılındaki prim üretim kaybını ancak takip eden iki senede telafi edebilmiştir. 90'lı yılların sektör bakımından bir diğer önemli gelişmesi ise, 1999 yılında yaşanan iki büyük depremdir. Bu depremlerin verdiği toplam zararlarla ilgili olarak yapılan tahmini hesaplamalar 8 milyar dolar ile 30 milyar dolar arasında değişmektedir. Sigortalılara sektör tarafından ödenen hasar tutarı ise 700 milyon dolar olmuştur. Bu tutarın büyük bir bölümü yabancı reasürörler tarafından ödenmiştir. Sektör, 1999 depremleri karşısında iyi bir sınav vermiş, ödeme güçlüğü yaşamamıştır. Söz konusu depremlerden alınan dersler çerçevesinde 2000 yılında Zorunlu Deprem Sigortası sistemi getirilmiş ve Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) kurulmuştur. 2010 yıl sonu itibarıyla DASK 1,5 milyar TL fon büyüklüğüne ve 4 milyar TL ödeme gücüne ulaşmıştır. DASK kapsamında halen 3,5 milyon konut sigorta edilmiştir.

2000'li yıllara gelindiğinde yaşanan ilk önemli gelişme 2001 krizidir. Bu kriz nedeniyle de sektörün prim üretimi gerilemiş, 1994 krizinde olduğu gibi ancak takip eden iki yıl içerisinde bu kayıplar telafi edilebilmiştir. Bu kriz aynı zamanda birçok sigorta şirketinin mali zafiyete düşmesine, bir kısmının da iflasına yol açmıştır. Kriz sonucu 17 sigorta ve reasürans şirketinin faaliyetleri müsteşarlıkça durdurulmuştur. Bu dönemde, şirket teminatlarının ve Garanti Hesabı'nın sigortalılar ve hak sahiplerinin alacaklarını karşılamak amacıyla kullanılması zorunluluğu da ortaya çıkmıştır. Krizin tüm olumsuz etkilerine rağmen, devlet bütçesinden herhangi bir aktarım yapılmadan, teminatlar ve Garanti Hesabı kaynakları ile tazminat talepleri karşılanmıştır.

KÜRESEL KRİZ SİGORTA SEKTÖRÜNÜ ETKİLEDİ Mİ?

28 Mart 2001 tarihinde kabul edilen Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu ile kurulan özel emeklilik sisteminde izin alan ilk şirketler Ekim 2003'te faaliyete başlamıştır. Sistem ile tasarrufların artırılması, sosyal güvenliği tamamlayıcı bir mekanizmanın oluşturulması, uzun vadeli fon birikimi sağlanması amaçlanmıştır. Sistem, geçen zaman içinde hızla büyümüştür. 2010 yıl sonu itibarıyla, 2,2 milyon katılımcıya ve 12 milyar TL fon büyüklüğüne ulaşmıştır. Sigorta sektörünün lokomotif branşlarından birini de geniş sigortalı tabanıyla Zorunlu Trafik Sigortası oluşturmaktadır. 2004 yılında bu sigortalara ilişkin güvenilir istatistiklerin temini, uygulama birliği sağlanması, sigorta sahtekârlıklarının önlenmesi, sigorta sistemine olan güvenin artırılması, tazminat ödemelerinin düzenli ve doğru biçimde gerçekleştirilmesi, zorunlu sigortalarını yaptırmamış motorlu araç işletenlerin tespiti ve sigortalılık oranlarının artırılmasını sağlamak amacıyla Trafik Sigortaları Bilgi Merkezi (TRAMER) kurulmuştur. Bu merkez üzerinden Zorunlu Trafik Sigortası poliçeleri gerçek zamanlı olarak düzenlenmektedir. Merkez sayesinde Zorunlu Trafik Sigortası'nda kayıt dışılık ortadan kaldırılmıştır.

2005 yılında, ülkemizde tarım sektörünü tehdit eden risklerin teminat altına alınabilmesi amacıyla bir sigorta mekanizmasının devreye sokulması gündeme gelmiş ve bu amaçla Tarım Sigortaları Kanunu çıkarılmıştır. Kanun kapsamına alınan riskler ile ilgili olarak yapılacak sigorta sözleşmelerinde standardın sağlanması, riskin en iyi koşullarda transferi için uygun ortam oluşturulması, oluşacak hasarlarda tazminatın tek merkezden ödenmesi ve tarım sigortalarının geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması amacına yönelik olmak üzere 2006 yılında bir Sigorta Havuzu kurulmuştur.

Sektör, mevzuat anlamında en büyük değişikliği, 2007 yılında artık günün ihtiyaçlarına cevap vermeyen 7397 sayılı Sigorta Murakabe Kanunu'nun yürürlükten kaldırılarak 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun çıkarılmasıyla yaşamıştır. Bu dönemde Avrupa Birliği'ne uyum çalışmaları hızlanmış ve düzenlemeler daha da liberal hale gelmiştir. Bu yeni kanunla Sigorta Tahkim Komisyonu ve Sigortacılık Eğitim Merkezi (SEGEM) gibi yeni kuruluşlar devreye girmiş, Trafik Sigortaları Bilgi Merkezi (TRAMER), Sağlık Sigortaları Bilgi Merkezi (SAGMER), Hayat Sigortaları Bilgi Merkezi (HAYMER) ve Sigorta Hasar Takip Merkezi (HATMER), Sigorta Bilgi Merkezi'ne (SBM) bağlı birer alt bilgi merkezi olarak faaliyetlerini yürütmeye başlamıştır.

Küresel finansal krizin sigorta sektörüne de yansıması olmuştur. 2008 yıl sonu itibarıyla şirketlerin teknik kârlılıklarında yüzde 13, dönem sonu kârlarında yüzde 75'e varan bir düşüş yaşanmıştır. Toplam prim üretiminde enflasyonun altında bir büyüme gerçekleşmiştir. Büyümenin kesintiye uğramasının sebebi esasen, kriz dönemlerinde sigorta işlemlerinin ek maliyet olarak görülmesi ve kolay vazgeçilebilir olmasıdır. Toplam poliçe miktarı incelendiğinde küresel krizin etkisinin en fazla hissedildiği alan yaklaşık yüzde 50'lik daralma ile hayat branşı olmuştur. Bunun nedeni, bankalar tarafından kredi verme koşulu olarak talep edilen hayat sigortalarının kriz sürecinde kredilerdeki düşüş nedeniyle azalmış olmasıdır. 2008 ve 2009 yıllarında artan prim üretimine rağmen enflasyon karşısında reel olarak küçülen Türk sigorta sektörü, 2010 yılına gelindiğinde enflasyonun üzerinde bir prim artışı yakalamayı başarmıştır. Ekonomik krizin ardından ilk kez sağlanan bu gelişme, sektörün küresel krizin olumsuz etkilerini geride bıraktığını ortaya koymaktadır. Bu gelişme 2011 yılında da artarak devam etmiştir.

Sektörün düzenleme ve denetim ile ilgili kaynaklarından biri de uluslararası en iyi uygulamalar ve standartlardır. Bu çerçevede, AB'ye ve IAIS (Uluslararası Sigorta Denetçileri Birliği) prensiplerine uyum önem arz etmektedir. 80'li yılların ikinci yarısından itibaren devam eden AB'ye uyum çalışmalarında 2007 yılında çıkarılan Sigortacılık Kanunu önemli bir dönüm noktası olmuştur. Bu düzenleme ile tali nitelik arz eden bazı konular dışında AB düzenlemelerine uyum sağlanmıştır. AB'de 10 yıldan uzun zamandır devam eden Solvency II çalışmaları da yakından izlenmiştir. 2009 yılında bu konudaki AB düzenlemesinin yayımlanmasıyla birlikte ülkemizde de çalışmalar hızlandırılmıştır. Bu çerçevede oluşturulan İhtisas Komisyonu 2010 yılında SEÇ 4 (QIS 4) çalışmasını tamamlamıştır. 2011 yılı sonuna kadar ise SEÇ 5 (QIS 5)'in sonuçlandırılması planlanmıştır. Bu çalışmalar ile ülkemiz sigorta şirketlerinin Solvency II'ye hazırlık ve bilgi seviyeleri artırılmıştır.

Sigorta sektörünün daha hızlı büyümesi için gerekli görülen hususlardan biri de sigorta bilincinin artırılmasıdır. Bu çerçevede, müsteşarlığımızca hazırlanan Sigortacılık Bilinçlendirme Stratejisi Belgesi, 2010 yılında yayımlanmıştır. Bu strateji belgesinin uygulamaya geçirilmesiyle birlikte, son yıllarda artan bilinçlenmede ivme kazanılacağı düşünülmektedir. Tüm bu çalışmalar neticesinde de ülkemiz sigortacılık sektörünün en kısa zamanda hak ettiği seviyeye ulaşacağına inanıyorum.

* Bu yazıyı Zaman için kaleme alan yazar, 2003 yılından bu yana Hazine müsteşarı olarak görev yapıyor.

ZAMAN GAZETESİ

 

JoomlaWatch 1.2.12 - Joomla Monitor and Live Stats by Matej Koval